Kişilik Yetmezliği Hastalığı « Tatvan Sesi Gazetesi #EVDE KAL

SON DAKİKA

Kişilik Yetmezliği Hastalığı

Bu haber 12 Nisan 2021 - 13:42 'de eklendi ve 497 views kez görüntülendi.

Muhammed UĞURLU

ugurlumuhammed@hotmail.com

Muhterem okuyucularım!

Yazılarımda dile getireceğim konular, kendi düşüncelerimin yazıya dökülmüş halidir. Bu yazılarda herhangi bir durum, bir kavram, bir olay veya bir olgu üzerine hem eleştiri hem de çözümlere yönelik düşünceler serdedilmeye çalışılacaktır.

 Günümüzde dijitalleşmeyle birlikte insani ilişkiler kapsamında sorunlarımız çığ gibi büyümektedir. Söz konusu problemler kendine has hastalıkları da beraberinde getirmiştir. Bu hastalıkların başında kavramsallaştırarak nitelendirdiğimiz “Kişilik Yetmezliği Hastalığı” gelmektedir. “Kişilik Yetmezliği Hastalığı”nı, genel çerçeve üzerinden tanımlamak yerine, mikrodan makroya doğru giderek ve sacayakları üzerinden açıklamak daha sağlıklı olacaktır. Bu sacayakları aracılığıyla tüme varılmak istenen yer medeniyet kavramıdır. Bununla birlikte yer yer tümden gelinecek durumlar da olacaktır. Medeniyetin sacayaklarına geçmeden önce medeniyet kavramının tanımı ve ne anlam ifade ettiği hakkında bazı düşünceler ortaya koyabiliriz.

Birçok düşünür, medeniyet kavramı üzerine açıklama yapmaya çalışmıştır. Bu düşünürler arasında önemli bir yere sahip olan İbn Haldun, kendi üslubuyla medeniyet kavramını “umrân” kelimesi ile açıklamaya çalışmıştır. Umrân ilmini umrânü’l-âlem, el-umrânü’l-beşerî olarak ikiye ayırmıştır. Beşerî umrân, hem bedevî hem barbar kitleleri hem de uygar ve gelişmiş toplumları ifade etmektedir. İbn Haldûn, Batı dillerindeki “civilisation” kelimesiyle karşılanabilecek olan “hadâre” (medeni) terimini daha ziyade bilim ve sanatın gelişimiyle ve refahın artmasıyla ilişkilendirmiştir. Medenileşmeye ait bu tür hayat tarzlarını toplumların ve devletlerin kat ettiği aşamalarıyla bağlantılandırmıştır. Ona göre bu aşamalar maddi olarak gelişme gösterse dahi manevi açıdan müspet olmayabilir.[1]

Genel anlamda medeniyet, bir milletin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel, maddi-manevi, sanatsal ve ilmi faaliyet alanlarında gelişimine devam etmesidir. Medeni kişi kavramı ise “kişinin tavır olgunluğu” olarak tabir edilebilir.  Bir gölün, göl olabilmesi ve kurumaması için hayat damarlarına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı nehirler, dereler ve çaylar gibi unsurlar karşılamaktadır. Tıpkı mezkûr örnekteki gibi kişinin medeni olgunluğunu besleyen kavramlar vardır. Bu kavramlar insanın kemale ermesi için gereken soyut şah damarlarıdır. Söz konusu damarlar biriciklik, adalet, merhamet, sevgi, saygı, hoşgörü, özgürlük, cesaret, insancıllık ve erdem kavramlarından müteşekkildir. 

Mezkûr kavramlar arasından özellikle biriciklik, üzerinde durulması gereken bir kavramdır. Biriciklik; diğer insanlardan farklı olma, kendi farkındalığının farkında olma şeklinde açıklanabilir. Bu farkındalık, kişinin şu üç temel soruya vereceği cevaplara bağlıdır: “Nereden geldim?”, “Neredeyim?” ve “Nereye gidiyorum?”. Söz konusu sorulara verilecek cevapların olgunluğu, kişinin olgunlaşabilmesinin ilk adımı sayılabilir. Manevi anlamda ise yaratıcı, yaratmış olduğu kişiye ve kişinin şahsına münhasır fiziki ve ruhi özellikler vermiştir. Bu özelliğiyle kişi, kendisini neden biricik olarak addetmesi gerektiğinin farkına varabilir. Ancak tanımlamaya çalıştığım biriciklik ifadesi, bencillik veya benmerkezciliği (egosantrizm) ön plana çıkaran düşünce akımı değildir. Egosantrik düşünceyi ise Heidegger şöyle açıklar: “İnsan, yeryüzünün efendisi olduğu ve her şeyin insan ile var olduğu yanılgısına düşer. Böylesine bir yanılgı da insanı hakikatin sesini duyamamaya götürür. Bu durum insanın kendi hakikatinden uzaklaştırılması demektir. İnsan bu yanılgı içinde biricikliğini unutabilir ve gündelik dünyası içinde eriyip yok olabilir. Yani o otantik (gerçeklik) olmaktan çıkar.”[2] Egosantrik düşünceden farklı olarak biriciklik; aynileşmeden ve benzeşimsellikten kaçınmanın adıdır. Günümüzde küresel anlamda teknolojiyle beraber aynîleşme olgusu görünmeye başlamıştır. Aynileşme, kendi olamama ve kendi olmaktan utanmaya işaret etmektedir. Kişinin kendi olması ve bunun getirmiş olduğu olgunluk üzerine, Yahya Kemal ve Süleyman Nazif’in beyitleri bulunmaktadır. Onlar zikredilecek beyitlerinde şöyle derler:

“Hezâr gıbtâ o devr-i kadîm efendisine !”

“Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine”

Günümüzde ise hayatımıza giren kitle iletişim araçlarının, insanı aynileştirmede ve biricikliğinden uzaklaştırıp benmerkezci olmasında önemli rolü vardır. Zira iletişim araçlarının doğru kullanılmaması; özellikle televizyon, internet ve telefonların gelişimi ve yayılışıyla birlikte sosyal medyanın da tesirleri; insanı tektipleştirilmiş bir forma sokmuştur. Bu durum ise aynileşme olgusunun artmasının ve yayılmasının lokomotifi olmuştur.

Makarayı günümüzden geriye doğru sardıkça, biriciklikten nasıl tektipleştirilmiş hale gelişimizin sürecini görebiliriz.  Bu süreci izlerken, kendi biricik kavramlarımızın yerine, ithal edilmiş kavramlarla zihin kodlarımızın ve hatta ben ile biriciklik tanımlarımızın dahi değiştiğinin farkına varabiliriz.

İbn Haldun, “maddiyatın gelişimi maneviyatı olumlu anlamda her zaman geliştirmeyebilir” sözüyle aslında günümüze ışık tutmaktadır. Nitekim teknolojiyle birlikte özellikle kitle iletişim araçlarının gelişimi ve buna bağlı olarak sosyal medya vasıtasıyla “sanal dünya” ile müsemma bir gerçeklik ortaya çıkmıştır. Birçok sahtelikler de ihtiva eden bu dünyanın kendine has yasaları vardır. Bu yasaların başında da, “gerçek kişiliğini ve biricikliğini geride bırakıp, tamamen aynîleşmiş bir topluma angaje olmayı kabul etme” gelmektedir. Söz konusu durum aslında bizi biz yapan medeni olma olgusundan vazgeçme safhasıdır.

Ortaya çıkan bu sahte dünya bizi kendi öz benliğimizden uzaklaştırarak bencilleşmemize ve yalnızlaşmamıza neden olmaktadır. Bununla birlikte, biricikliğimizin ve medeni duruşumuzun yok olması tehlikesiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Zikrolunan tehlike ise biricikliğimizi dejenere ederek, en korkunç hastalıkların başında gelen “Kişilik yetmezliği hastalığı”na doğru sürüklemiştir ve sürüklemeye devam etmektedir. Çünkü artık kendimiz olarak düşünmüyor; aksine düşündürtülüyoruz. Dolayısıyla artık kodlanmış robotlardan farkımızın kalmayacağı bir dünya ile muhatap olacağımız açıkça görülmektedir.

[1] İlhan Kutluer, “Medeniyet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, Türkiye Diyanet Vakfı, 2003 C. 28, s.297

[2] Didem Delice “Heidegger’in Tekniğin Kökenine İlişkin Soruşturması” FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2017 Bahar, sayı: 23, s.321

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.