Son zamanlarda toplum olarak hepimizin yüreğini sızlatan bir tabloyla karşı karşıyayız. Okullarda ibadetle alay eden, bunu sosyal medyada sözde “mizah” adı altında paylaşan çocuklar… Öğretmenine, büyüğüne saygıyı gereksiz gören; küfrü sokakta, okulda ve günlük hayatta sıradan bir dile dönüştüren bir gençlik profili giderek yaygınlaşıyor.
Bu manzara sadece büyük şehirlerin sorunu da değil. Bitlis’te de sokakta, okul çevrelerinde ve sosyal medya paylaşımlarında benzer örneklerle karşılaşmak artık mümkün. Bu durum, meselenin yerel değil, toplumsal bir yara olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Ne yazık ki kabalık, küfür ve sorumsuzluk bazı çevrelerde “cool” olarak sunulurken; edep, ahlak ve saygı eski birer masalmış gibi görülüyor. Peki bu noktaya nasıl geldik?
Cevap aslında gözümüzün önünde. Televizyon dizilerinde mafya özentiliği, şiddet, silah, alkol ve sadakatsizlik olağan bir yaşam tarzı gibi gösteriliyor. Suç ve güç adeta kahramanlaştırılıyor. Sabah kuşağı programlarında ise aile mahremiyeti reyting uğruna ayaklar altına alınıyor. Bitlis’te bir evde açılan televizyonla İstanbul’daki bir evde izlenen içerik arasında fark kalmadı; etkisi de aynı.
Müzik dünyası da bu yozlaşmadan payını fazlasıyla almış durumda. Özellikle bazı rap şarkılarında küfür, uyuşturucu, şiddet ve ahlaksızlık açıkça övülüyor. Anlamı bile tam kavranmayan bu sözler, fark edilmeden bilinçaltına yerleşiyor. Gençler, zamanla bu dili ve bu yaşam biçimini normal kabul etmeye başlıyor.
Anne babalar ise çoğu zaman çaresiz. Bitlis’te de pek çok aile, çocuklarını korumak isterken hangi noktada sınır koyacağını bilemiyor. Daha da düşündürücü olan ise bu gidişatı “gençtir yapar”, “zaman değişti” diyerek meşrulaştıran bir anlayışın yaygınlaşması.
Oysa mesele sadece zamanın değişmesi değil; bu, açık bir toplumsal çürümedir. Değerlerinden kopmuş, saygıyı yitirmiş, inancıyla alay etmeyi marifet sayan bir nesil; Bitlis için de, ülke için de güçlü bir gelecek vaat etmiyor.
Bu noktada sorumluluk hepimize düşüyor: Ailelere, eğitimcilere, medyaya ve yöneticilere… Bitlis’te, mahallemizde, okulumuzda, evimizin içinde başlayan bir ihmal, yarın hepimizin karşısına çıkacak bir sorun hâline gelir.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek bu gidişi izleyemeyiz. Çünkü yarın, bugün sessiz kaldıklarımızın bedelini ödemek zorunda kalacağız.
Geç kalmadan fark edelim…
Çünkü kaybedilen bir neslin telafisi, kaybedilen zamandan çok daha zordur.
Saygılarımla.
