Bazıları öğretmenliği bir meslek sanır. Oysa köyde öğretmenlik çoğu zaman bir meslek değil, bir kaderdir. Hele ki kadınsanız…
Bir köyde kadın öğretmen olmak, yalnızca ders anlatmak değildir. Bazen bir çocuğun annesi olursunuz, bazen ablası, bazen de hayatında ilk kez ona inanan insan. Çünkü o köyde çocukların çoğu yalnızca bilgiye değil, şefkate de açtır.
Sabah okula yürürken sadece defter ve kitap taşımazsınız. Köyün bütün umutlarını da çantanıza koyarsınız. Çünkü bilirsiniz ki o küçücük sınıfta oturan çocuklardan biri doktor olacak, biri öğretmen olacak, biri belki de yıllarca susmuş bir köyün sesi olacak.
Ama bir köyde kadın öğretmen olmak sadece umut değildir; aynı zamanda mücadeledir.
Bazen bir kız çocuğunun okula devam edebilmesi için ailesini ikna etmek zorunda kalırsınız. Bazen “Kız kısmı bu kadar okusa yeter” diyen zihniyetle tek başınıza mücadele edersiniz. O an anlarsınız ki verdiğiniz savaş sadece bir ders programı savaşı değil, bir gelecek savaşıdır.
Bir köyde kadın öğretmen olmak demek, bir kız çocuğunun gözlerinde “Ben de yapabilirim” ışığını yakmak demektir. Çünkü o kız çocuğu ilk kez sizinle birlikte şunu fark eder: Kadınlar da güçlü olabilir. Kadınlar da okuyabilir. Kadınlar da kendi yolunu çizebilir.
Bazen akşam okuldan çıkarken yorgun olursunuz. Ama sınıftan ayrılırken bir öğrencinizin “Öğretmenim, ben büyüyünce sizin gibi olmak istiyorum” demesi bütün yorgunluğu siler.
İşte o an anlarsınız:
Bir köyde öğretmen olmak sadece çocuk yetiştirmek değildir; bir toplumun kaderini değiştirmektir.
Ve bir köyde kadın öğretmen olmak…
Sessiz bir devrimdir.