FATİH GENCER

Tarih: 02.03.2026 22:44

MODERN DÜNYA SİSTEMİ

Facebook Twitter Linked-in

Modernizm en basit tanımıyla belirsizliği ortadan kaldırma düşüncesidir. Bu anlayışa göre bilim ve teknoloji sayesinde muğlak bir şey kalmayacak, her şey hesaplanabilir ve öngörülebilir olacaktır. Eğer doğa ve toplum kendi başına bırakılırsa hata üretir, kriz çıkarır ve risk doğurur. Bu yüzden modernizm dünyayı olduğu gibi anlamayı değil, bir efendi gibi düzenlemeyi ister. 

Modernist akıl belirsizlikten nefret eder. Belirsizlik; ölçülemeyen, hesaplanamayan her şeydir. Bu nedenle dünyayı sadeleştirir, parçalara ayırır, tasnif eder ve nihayetinde yönetilebilir hale getirir. 

Modern akıl, kontrol edebilmek için her şeyi merkezileştirir. Merkezileşme ise her türlü üretim ve tüketimden kaynaklanan ekonomik kaynakları, yer altı ve yerüstü doğal zenginlikleri bir elde, tek yönetim altında ve bir merkezde toplanmasına yönelik tüm faaliyetlerin tanımıdır. Merkezileşme düşüncesinde dağınık yerel ve manevi olan tehlikelidir. Merkezileşme sadece ekonomiyi kapsamaz, merkez kendisinin üretmediği inanç ve değerlere yaşam hakkı tanımaz. Ya yok eder ya da kullanılabilir hale getirir. Her şey gibi bilgi de merkezde toplanır. Bu akıl neyin doğru, neyin yanlış; neyin verimli, neyin gereksiz olduğuna karar verir. Bu kararları tıpkı ilahi metinler gibi evrensel normlar olarak kabul ettirir.

Modernizm kendini sınırsız bir ilerleme fikriyle meşrulaştırır. Daha fazla üretim, daha fazla hız, daha fazla verimlilik ilerlemenin ölçütü haline gelir. 

Modernizm; dünyayı ve insanları programlanması gereken bir düzenek olarak gören, geleceği planlamak için her şeyi öngörülür yapıp merkeze bağlayan değerlerin üretileceği yeri ve nereye akacağını belirleyen bir akıldır. Bu akıl içindeki tüm canlılarla birlikte tüm dünyanın kaderine hükmetmek ister. Öyle ki mikroorganizmalar bile bu tahakküm arzusundan kurtulamaz.

Bu denli sistematik ve karışık bir aklı baraj temsiliyle daha anlaşılır hale getirebiliriz. Bu baraj dünyadaki tüm ekonomik ve insani kaynakları bünyesinde toplayacak şekilde tasarlanmıştır. Her şeyden önce bu sistem mükemmel bir hesap ve kusursuz bir mühendislik eseri olmak zorundadır. Bu barajı besleyen kaynaklar nakliye ve ulaşım imkânlarının gelişmesiyle sürekli genişlemektedir. Önce tüm kıtalara bir ana hat döşenmiştir. Bu ana hat zamanla devasa okyanusları, en yüksek zirveleri ve uçsuz bucaksız çölleri bile kuşatmıştır. Batı dünyayı keşfettikçe her yeni su kaynağı, yani herhangi bir değeri, bu merkezi sistemine eklemlenmiştir. Bu süreç günümüze kadar gelişen ve artık en küçük su kaynağını bile es geçmeyen bir mükemmelleşme ile devam etmektedir. 

Bir ülkenin ya da bir coğrafyanın suyu bu sisteme eklemlendiğinde oraya mutlaka bir vana konulur. Bu vanalar stratejik fay hatları olarak görülen bölgelerdir. Dünyanın önemli bir kısmı merkeze bağlanmışsa da hala bağlanmayan yerlerde çatışmalar, darbeler ve istikrarsızlıklar görülür. Tüm bunlar suyu merkeze bağlama ve yönünü sabitleme çabasıdır. 

Vananın başına varlıklarını merkeze borçlu olan yerli muhafızlar konulur. Bu muhafızlar, kendi halklarının aleyhine tüm kaynakları küresel baraja yönlendirirler. Bu sistemde kişiler, kimlikler, inançlar önemli değildir. Demokrasi, teokrasi veya diktatörlük de umursanmaz. Önemli olan işlevlerdir. Vazgeçilmez olan muhafızlar, ideolojiler, rejimler değil, suyun yönüdür. 

Bu barajın sürdürülebilirliği sadece kaynakların değil, bilginin ve üretim araçlarının da baraj mantığıyla bir elde toplanmasıyla mümkündür. Bu nedenle dünyadaki mevcut, basit ve yerel üretim araçları önce değersizleştirilir, ardından üretim kültürü büyük ölçüde yok edilir. Amaç, herkesi merkeze bağımlı hale getirmektir.

Barajın sürdürülebilirliği için ülkelerin eğitim sistemleri bu merkezin varlığını normalleştiren ve gerekli gören bir anlayışla inşa edilir. Böylece düşünce, gelecek tasavvuru, eğitim ve yükseköğretim de tıpkı bu baraj gibi merkezileştirilir. Özellikle eğitim ve yükseköğretime yapılan müdahalelerle insanlara barajın kutsallığı ve vazgeçilmezliği dikte ettirilir. Buralarda yetişen sistemin havarileri; barajın en iyi, doğal, değişmez ve sorgulanamaz olduğunu yerli halklara bir iman meselesi gibi anlatırlar.

Emperyalistler dünya halklarını öylesine ağır ve onur kırıcı yenilgilere uğrattılar ki insanların önemli bir kısmı bu bilimsel, mekanik ve teknolojik gücün alternatifinin üretilemeyeceğine ikna olur. Bir müddet sonra da kendi coğrafyalarında asla su kaynağı bulunmayacağına inanırlar. Bir bölgede susuzluk yaşanıyorsa suçlu asla baraj olamaz. Suçlu; insanların kendileri, kendi kültürleri ve tarihsel tecrübeleridir. Böylece kaynak yokluğu bir varlık sorununa dönüşür. Artık yerli halklar Batılılar gibi olmak isterler. Ancak unuttukları bir şey vardır: bilimin anahtarı ve üretim araçlarının gerçek teknolojisi onlara hiçbir zaman verilmez. Ancak yine de taklitten vazgeçemezler. Sonuçta ortaya ne Batı’ya benzeyen bir toplum çıkar ne de kendi yolunu kurabilen bir yapı. Ortaya çıkan şey, tüketen ama üretemeyen, taklit eden ama yön veremeyen, sürekli tamamlanmamış bir hâldir. Merkezi sistem bu toplumları “az gelişmiş” veya “gelişmekte olan” diye tasnif eder. Bu tasnif bilinçli bir algı yönetimidir. Çünkü toplumlara “gelişmişliğe” doğru giden bir süreç içinde oldukları anlatılır. Hâlbuki süreç diye bir şey yoktur. 

Bu yarım kalmışlığın sürdürülebilir olması için sistem sürekli yapay çatışmalar üretir. Kimlikler, inançlar, mezhepler, ideolojiler ve yaşam tarzları keskin biçimde ayrıştırılır. Toplumlar, komşularıyla veya kendi iç meseleleriyle meşgul edilirken barajın varlığı ve suyun yönü görünmez hâle gelir. Bu toplumların neredeyse tamamında bir çürümüşlük ve yozlaşma görülür. Elde avuçta kalan kaynakları da ranta dönüşür. Yapay kimlik çatışmaları ve rant sürekli büyüyen bir kutuplaşmaya yol açar. Yerel halklar birbirleriyle çatışırken, sistem sorunsuz biçimde işlemeye devam eder.

Modernizmin eleştirisini dahi Batı kendisi üretir. Batılı sömürgeciliği eleştirdiğinde bu bir "vicdan ve gelişmişlik" göstergesi sayılır. Sömürülenin itirazı bilim ve akıl düşmanlığı olarak yaftalanır. Nihayetinde baraj hakikati de tekeline alır. Böylece sorunun akıl veya bilim değil, modernizmin bencil ve dışlayıcı karakteri olduğunu diğerleri kendi toplumuna bile anlatamaz. Tüm sömürülen toplumlarda boy gösteren modernizm engizisyonu itiraz edenleri sapkın ve çağdışı ilan eder. 

Sistem özgürlüğü savunduğu iddia eder ama tahakküm peşindedir. Çok sesliliğe önem verdiğini ileri sürer, ama merkezileşme ve kontrol etmekten asla vaz geçmez. Bunun için hastane ve okulları da bombalar, sivilleri ve çocukları da öldürmekten geri durmaz. Bu gibi durumlar “istenmeyen zarar” olarak tanımlanır ve unutulur. Dolayısıyla sistem çatışma durumunda, insan hayatını değil; küresel tedarik zincirini, enerji arzını ve enerji fiyatını düşünür. Çünkü bu düzen için kutsal olan insan değildir. 

Bizler Ortadoğu’nun zavallı insanları için bir çıkış yolu var mı? Elbette var; yazması kolay, hayata geçirilmesi zor. Barajın yıkılması bir gecede olmayacaktır. Her şeyden önce ırk ve inançtan beslenen önyargı barajlarını yıkmamız gerekiyor. Zira her hangi bir yere bir bomba düştüğünde oradaki patlama ırk, mezhep ayırt etmeksizin herkesi öldürüyor. Zihinlerdeki barajları yıkmak için çok geç kaldık, ama hala yapabileceğimiz bir şeyler var. Her şeyden önce yapay çatışmalardan ve bundan beslenen rant mekanizmalarından kurtulmalıyız. Çünkü bunlar sistemi görünmez kılan, bizi birbirimize düşman eden sis perdeleridir. 

Bu farkındalık sağlandığında asıl kırılma gerçek anlamda bağımsızlığın kapılarını açacak üretim araçlarının geliştirilmesiyle başlayacaktır. Bu ise Batı’nın eğitim ve yükseköğretim sistemine entegre olmakla değil; bilgiyi bizzat kendi kurumlarımızda üretmekle mümkündür. Böyle bir dönüşümün ön koşulu, eğitim sisteminin ve özellikle yükseköğretimin, merkezin ideolojik ve bürokratik denetiminden kurtarılmasıdır. Artık hem insan kaynağı hem de bilimsel alt yapımız üretmeye, gelişmeye imkân tanıyor. Ama eksik olan hayallerimiz ve düşüncelerimizdir. Zira bir plan her şeyden önce hayal edilir, düşüncede gelişir ve nihayetinde hayata geçirilir. 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —